• 0 342 3171801

Fakültemiz Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü tarafından düzenlenen Somut Olmayan Kültürel Miras Bağlamında Suriyeli Türkmen Göçmenlerin Dil ve Kültürleri Çalıştayı açılışı Rektörümüz Prof.Dr.Ali GÜR , Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin ,UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz'ın katılımıyla  gerçeklerştirildi.

Açılış konuşmasında  doğuyla batı arasında medeniyetlerin el değiştiğini ve bu medeniyet değişimi içerisinde sürekli hırpalanan yok edilen ve korunması gerektiği halde korunamayan miraslarımızın oluğunu vurgulayan   Prof. Dr. Gür konuşmasına şöyle devam etti: “Bağdat tarih boyunca bir medeniyet şehridir ve aynı zamanda harika bir antik şehirdir. Bağdat’tan ne kaldı? Afganistan’dan ne kaldı? Yanı başımızda Suriye, Palmira’dan ne kaldı? Bir taraftan yerinde yok oldular veya medeniyetle göçü içerisinde yerinden koparılıp başka bir yere aitmiş gibi orada sergilendi, adı koruma oldu. Yerinde olmadıktan sonra ne anlamı var. O yüzden Türkiye ve Türkler tarih boyunca bulundukları coğrafyalarda her zaman tarihi miraslara saygı duymuşlar. Hatta sadece somut miraslara değil soyut olmayan miraslara da sahip çıkmışlar. Çünkü yönetimsel anlayışta gidilen yerde yerel hükümetler ve yerel yöneticiler tarafından yönetim yapılıp ve oranın diline, kültürüne dokunulmaz.Bu coğrafyada Türkmenler zaten tarih boyunca vardı. Bugün sonradan Türkiye’nin gelecek vizyonu açısından stratejik olarak oluşturduğu bir algı değildir. Biz var olanı koruma çabasındayız. Bu konuda özellikle Suriye bölgesindeki Türkmenlerimizin normal nüfus popülasyonu içerisinde varlıkları az gibi görülebilir ama tarih boyunca korunması gereken Türkiye içerisinde de Suriye bölgesinde mutlak bir değerleri vardır. Bunları hep birlikte koruyacağız” dedi.

Türk Dil Kurumu Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin ise, Kaşgarlı Mahmut’un Dîvânü Lugâti’t-Türk’ün girişinden bir paragrafı katılımcılarla paylaşarak şunları söyledi: “Bin yıl önce Kaşgarlı Mahmut bugün de dahil olmak üzere tarihin her döneminde yaşadığımız bu olayları yazmış ve Türklerin üzerine düşen vazifeyi de söylemiş hatta davet etmiş. Etnik yapıları ne olursa olsun ister Balkanlardan, Irak’tan, Suriye’den ister Kafkasya’dan gelsin davet bin yıl önce yapılmış. Fıtrat değişir sanma bu kan yine o kandır.”

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Öcal Oğuz ise, UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras’ın Korunması Sözleşmesinde şu ana kadar 178 devletin taraf olduğunu belirterek, 178 devletten 122’sinin 508 mirası uluslararası listelere kaydedildiğini söyledi. Prof. Dr. Oğuz, “Bu listelerde Türkiye olarak 17 mirasımız yer alıyor. Bu alanda ilk 5 ülkeden biriyiz. Konu özelinde bunu değerlendirdiğimizde UNESCO’nun Somut Olmayan Kültürel Miras’ın Korunması Sözleşmesi kabul eden ülke açısından çok önemli bir hususu amir. Sözleşmeye taraf olan kendi toprağı üzerindeki topluluk, grup ve bireylerin kültürlerini koruyup gelecek kuşaklara aktarmasına destek olacağım diye taahhütte bulunuyor. Bu taahhütte bulunan 178 devletten biri Türkiye’dir diğeri de Suriye’dir. Dolayısıyla uluslararası topluma bir taahhütte bulunuyorsak o taahhüdün karşılığını yerine getirmemiz lazım” diye konuştu.

2011’de Suriye’de çıkan iç savaş yüzünden çok derin acılar yaşandığını kaydeden Çalıştay Düzenleme Kurulu Başkanı ve Fakültemiz Dekanı Prof. Dr. Hülya Arslan Erol, “Yanı başımızda bir devlet dağılma sürecine girdi. 22 milyonluk Suriye halkının yarıdan fazlası can güvenliği olmadığı gerekçesiyle yaşam alanlarını terk etmek zorunda kaldı. Mallarını, hatıralarını kültürel birikimlerini geride bırakan insanların büyük bir çoğunluğu Türkiye başta olmak üzere Lübnan, Ürdün gibi ülkelere sığınmış yeni hayatlar kurmaya çalışıyor. Bu süreçte dünya literatüründe Suriye Göçmen Krizi olarak yer aldı” şeklinde konuştu. Suriye Göçmen Krizi’nin çok boyutlu bir süreç olduğunu, bu çok boyutlu sürecin doğru anlaşılması çözümler üretilmesi noktasında akademi dünyasının da elini taşın altına koyması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan Erol, “Suriye Göçmen Krizi bütün dünyayı etkilemiş olmakla birlikte Türkiye’yi derinden sarstı. Krizin yarattığı ekonomik ve politik problemler bir ölçüde çözülmüş olsa da Eylül 2019 verilerine göre 3 milyon 666 bin kayıtlı Suriyeli göçmenin sosyal entegrasyonuyla ilgili uzun ve meşakkatli bir süreç hala önümüzde duruyor. Bu bağlamda da biz sosyal bilimcilere önemli görevler düşüyor” diye konuştu.